Faruk Çağla Röportaj

0
2384
Burak KAZAN: Merhabalar, öncelikle okurlarımız sizi daha iyi tanımaları için Faruk Çağla kimdir? Özetleyebilir misiniz?
Faruk ÇAĞLA: 1957 yılında İstanbul’da Ortaköy’de bir polis memuru olan babanın ve okuma yazma bilmeyen bir köy kızı annenin oğlu olarak doğdum.Ortaköy Burak Reis İlk Okulu, Ortaköy Gazi Osman Paşa Ortaokulu ve Ortaköy Kabataş Erkek Lisesini bitirip 1975 yılında o zamanki adı Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu olan şimdiki Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin grafik bölümüne girdim. Okulun son sınıfını 1979 yılında bitirip mezun olacakken okula yeni gelen bir asistanın yaptığı bir haksızlığa karşı çıkıp onunla tartıştığım için sınıfta bırakıldım ve 1980 yılında sınava girip kaldığım dersi vererek mezun oldum. Kaldığım ders illüstrasyon dersi idi ve 3 yaşımdan beri resim, illüstrasyon ve karikatür çizmeme rağmen desen dersinden sınıfta bırakılmıştım. Okuldan mezun olur olmaz ayağımdan sakatlandım ve bitirdiğim okulda engelli olmayı konu edinen resim sergisi açmıştım. Beni sınıfta bırakan hoca 2 yıl sonra aynı okulda benim grafik resim sergimin açılış konuşmasını yaparken sergimi o kadar çok beğenmişti ki, Faruk ayağını kaybetti ellerini kazandı demişti. Oysa benim ellerim hep vardı ve o ellerle çok başarılı çizimler yapıyordum. Orta okuldayken 13 yaşımdayken ilk çizgi romanımı çizmiştim ve Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştı. 16 yaşımdayken Kabataş Lisesinde okurken yıl 1973 yılı idi.Cumhuriyetin 50. yılı dolayısı ile lisede afiş yarışması yapılmıştı ve ben ikincilik ödülünü almıştım. O zamanlar her şey el ile, renkli kalemler, boyalar ve fırçalar ile yapılıyordu. Grafikerlik nedir, afiş nedir, bunları bilmiyordum, ama yapıyordum. Böyle bir geçmişten gelen birisi illüstrasyon ve desen çiziminde başarısız diye sınıfta bırakılmıştı. Rahmetli babam bana; içtiğin sigaranın parasını sana verdiğim harçlıklardan alma, kendin çalış, kendin kazan ve sigara paranı kendi kazancından harca, demişti. Bunun üzerine liseyi ve üniversiteyi ise tabela yazarak elde ettiğim gelirle okumuştum ve 17 yaşımdan beri babamdan bir kuruş harçlık almamıştım. Şu anda oğlumu da öyle yetiştirdim ve onu meslek lisesinin grafik bölümüne yazdırmıştım. Kendisi 16 yaşından beri web sitesi yaparak kendi masraflarını çıkarmaya başladı, şimdi de evi geçindirecek kadar profesyonel oldu. Şu anda iki üniversitede birlikte okuyor. Kısaca hayatımdaki en önemli eserim önce oğlum, sonra da İstanbul Metrosu Logosudur. Görüldüğü üzere, ben ve oğlum, bizler önce alaylıyız, sonra mektepliyiz. Alaylı tedrisattan geçmeyen piyasanın koşullarında pişmeyen mektepli, mesleğini layıkıyla icra edemez. Okul yöntem öğretir, piyasa deneyim verir.Okulda çok teori, az pratik vardır. Piyasada ise hem çok pratik hem de çok teori vardır.
BK: Bu mesleği seçmenizin hikâyesinedir?
FÇ: Ben ilkokul yıllarımda hatta okul öncesi dönemlerimde, babamın eve getirdiği devlet malı dosya kağıtlarına gökyüzündeki bulutlara bakarak orada gördüğüm resimleri çizerdim. Bir gün 4 yaşımdayken bulutlarda gördüğüm beyaz sakallı bir adamı çizdim ve anneme, bak bu Allah, deyince, Annem, sus Allahın resmi yapılır mı? Günah! demişti. 4-5 yaşımdayken bir pamuğa gazyağı emdirilip dosya kağıdına sürüldüğünde kağıdın yağlı kağıt gibi saydam olduğunu babamdan öğrenmiştim ve bu yolla çizgi roman kapaklarının üzerine bu kağıdı koyarak kopya ederek alttaki resmin aynısını çizmeyi öğrendim. İlk okuldayken bir gün bize babamı ziyaret etmeye gelen öğretmenim böyle yaptığımı görünce kopya çekme canlı modelden çalış resim öyle yapılır dediğinde, savaşan kovboyları, atları nasıl canlı olarak karşımda göreyim öğretmenim, demiştim. İlk resim eğitimimi çizgi romanlardan aldım. Sonra ilk karikatür eğitimimi Akbaba ve Papağan dergilerindeki karikatürleri izleyerek ve taklit ederek aldım.Şimdi düşünüyorum da her çırağın örnek aldığı bir ustası olmuştur, benim de ustalarım bunlardı ve nasıl ki konuşma bilmeyen bir bebek de annesinin konuşmalarını taklit ederek konuşmayı öğrenirse, ben de çizmeyi bu ustaları taklit ederek öğreniyormuşum. Ortaokul ve Lise yıllarımda ise bütün sınıfa verilen resim ödevini parayla yaparak arkadaşlarımdan kazandığım para ilk paraydı ve resim başına 2,5 lira almıştım. Lokantada bir kuru, bir pilav, bir hoşaf, ekmek su 2,5 liraydı. Daha sonraki Hocam kendisini izlediğimi bilmeyen Ortaköylü büyük usta tabelacı Fahri Dinç oldu. Kendisi ne zaman bir dükkanın camına tabela yazısı yazsa ben hemen uzaktan onu izler ve fırçayı nasıl kullanıyor, elini nasıl çeviriyor, elinin altındaki sopayı nasıl kullanıyor pür dikkat izlerdim. O beni hiç tanımadı. Şimdi duydum ki, meğer kendisi Dolmabahçe sarayının baş kalemkâr ustasıymış. Kalemkâr dedikleri, tarihi binaların tavan ve duvar süslemelerini boya ve fırça ile yapan hem hattat hem de ressam kişilerdi. Şimdi onlara hangi program kullanıyordunuz, diye sorarsanız, döverler. Babam sayesinde yaz tatilinde 1973 yılında kadrolu tabelacı olarak Turizm Bankasının Kilyos Oteli tesislerinde iş başı yapmıştım ve ilk SSK sicilim o yıl başlamıştı. Fakat daha öğrenmem gereken çok şey vardı. Daha sonra babam beni Cağaloğlu ve Karaköy’deki iki değerli tabela ustasının yanına eti senin kemiği benim, diye verdi. Tabelanın kasasını kesip çakmayı, üzerine sac kaplamayı, siyah sacı kapatıcı beyaz boya sürmeyi hep bu rahmetli Artin Özboyar ve Nadir Güllüler adlı ustalarımdan öğrendim. Sonra parça başı çalışarak üniversite dönemimde de büyük paralar kazandım.O sıralarda babam emekli olmuştu ve 1.000 lira maaş alırken, ben üniversitede okurken tabelacılıktan gelirim ayda 3.000 lirayı buluyordu. Üniversitede okuduğum yıllarda öğrenciler siyasi kamplara bölünmüştü, Türkiye üzerinde oyunlar oynanıyordu. 1980 yılının haziran ayında Grafik bölümünü bitirdikten hemen sonra, 1980 Eylülünde 12 Eylül askeri darbesi geldi ve o günlerde ben profesyonel olarak bir ajansta grafikerlik yapıyordum. Kuşadası’nın logo yarışmasında birinci, Manisa’da üçüncü oldum. Darbe sonrasında Kuşadası logosu birincilik para ödülümü vermediler, 15 yıl sonra mahkemeyle aldım. Yarısından fazlasını da davamı yürüten Aydın’lı bir avukat aldı. Küçüklükten beri süren bir kemik hastalığını tedavi ettirmek amacıyla 1980 yılın Kasım ayında ameliyat oldum ve yanlış ameliyat sonrası 1983 e kadar iki bastonla yürümeye mahkum edildim. O günlerde sakat kalmışlığımın acısı ile karikatürler çizdim. Dünyada kendisi sakat olup sakatlık konulu çizen ilk çizer oldum. Bu karikatürlerimi aradan 30-40 yıl sonra beli günlerde, sakatlar haftalarında belediyeler ve üniversiteler halen kullanırlar. Ben de onları ücretsiz veririm.  80-83 arası işe gidip para kazanamıyordum, çünkü otobüslere binip inemiyordum. Bazı dergilere de sanat ve siyaset içerikli yazılar yazmaya başladım ve yazarlığım b öyle başladı ve elbette yazılarıma para ödenmiyordu. Çizgilerim usta çizer Tan Oral’ın yönetiminde  Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı. Karikatür başına telif ücreti alıyor ve yine sigara paramı babamdan istemiyordum. Evde oturan, yürüyemeyen ve reklam ajanslarında para kazanamayan bir grafikerdim ama insanlarla karikatür yoluyla bağlantı kuruyordum. Almanya’da bir karikatür yarışmasına değerli dostum Erdoğan Karayel’in teşvikiyle hatta zorlamasıyla katıldım. Dünya dördüncülüğü ödülünü Erdoğan’la paylaştım. Almanya’ya sergi için davet aldım, orada ilk ameliyatımı oldum ve iki bastondan birini atarak yurda döndüm. 1984 yılında Karagöz Ansiklopedisinde ansiklopedi ressamlığı yaptım. 1985’de bir daha gittim ve 1,5 yıl kaldım, 7-8 sergi açtım, rahmetli Fakir Baykurt’la tanıştım, onun yardımlarını gördüm, 3 ameliyat daha oldum, bu kez iki bastondan da kurtuldum. Pars Mc Cann, Güzel Sanatlar Saatchi&Saatchi gibi büyük ajanslarda çalıştım. Bu arada grafiker bir hanımla birbirimize destek oluruz ümidiyle evlilik yaptım, yanılmışım boşandım. 1980-87 arasında ömrümden kaybettiğim 7 yılı geri almaya çabaladım, başaramadım. Ekonomik olarak zor durumdaydım, artık tabela yapamıyordum, babamdan 3 kat fazla gelir elde edemiyordum. Kendi başıma buyruk çalışmak yerine maaşlı çalışmaya mecbur oldum ve sanatçı görünümlü, aslında sanat yapan fakat yine de işçi olduğumu ve emir kulu olduğumu iyiden iyiye hissettim. O zamanlar biz grafiker, art direktör olarak nispeten sanatçı olarak görülsek de pikajör dediğimiz grafik işçileri veya dizgiciler ile bazen aynı statüde görülüyorduk. Onlardan üstünlüğüm bileğimin kuvvetli oluşu, desen, vinyet ve illüstrasyon yapabilme yeteneğim idi. Bir de kampanya üretebilme, konsept bulabilme, çok isabetli logolar çizebilme ve kurumsal kimlik oluşturabilme yeteneğim beni diğer grafikerlerden ayırıyordu. Bu sayede; büyük ajanslarda Arçelik, Beko, Nestle gibi firmaların kampanyalarını yaptım. Aldığım maaş giderek arttı. 10 yıl çeşitli ajanslarda grafikerlik ve art direktörlük yaptım. 1989 yılında ikinci evliliği yaptım, 1991 yılında Forum Reklam ajansında Metro logosunun yarışmasına katıldım ve eserim birinci oldu. Bu arada karikatür ve logo yarışmalarında bir çok ödül kazandım. Gençlik Spor Bakanlığı logo yarışmasında birinci oldum.Artık işsiz kalma korkum kalmamıştı. 1989-90 yılında Güneş gazetesinde kadrolu karikatürcü olarak çalıştım. 2.500 dolar maaş alıyordum. Bir yıl önce 500 dolar maaşla çalıştığım reklam ajansı, geceleri gelmem şartıyla 2.300 dolar verdi, böyle ayda 4.800 dolar kazanabiliyordum. 3 yıl vadeli konut kredisi çektim, 1,5 yılda ödedim ve Boğaziçi üniversitesinde öğrenci olan ikinci eşimi de 1989-1991 yılları arasında üniversitede okutabildim ve diploma almasında katkım oldu. 1992-1993 yıllarında H&H matbaacılıkta çok yüksek maaş alıyordum ve sihirli alet Macintosh yeni yeni yaygınlaşlıyordu. Onu kullananlar, tüfek icad oldu mertlik bozuldu misali, bize karşı tavır almaya, patronlar da onları bizim yerimize tercih etmeye başlamıştı. Fakat, asla H&H’ın çok değerli patronu bana böyle davranmadı, bilgisayar kullanma kullananları yönet diyordu.  Eskiden pikajör ve dizgicilerinin yerini, tasarım bilmeyen ama makineyi kurcalayan bu elemanlar almıştı ve ilk kez Mac Operatörü kavramı bu yıllarda doğdu. 1993-94 yılları arasında İhlas Motor firmasında kreatif direktör olarak Kia ve Citroen markalarının reklamlarını yaptığımda 3200 dolar maaşım vardı. Ve Macintosh kullanmıyordum, emrimde iki Mac Operatörü vardı. Bir gün  biri geldi, Metin Koç abi burada mı, bunu ona vereceğim dedi. O yapacakmış dedi. Burada Metin Koç diye biri yok aslanım dedim. Meğer MEKİNTOŞ (Macintosh) demişler, bu da Metin Koç anlamış. 5 Nisan kararlarıyla Refah Yol iktidarı çökertilince piyasa bozuldu ve maddi sıkıntıya düştüm. Eskiden eve 3 getirirken 1 getirmeye başladım. 1995 yılında 1993 doğumlu oğlum 2 yaşındayken, eşim tarafından terk edildim. 1995 yılından 1999 yılına kadar 4 yıl oğlumu almak uğrunda yasal mücadele verdim. 4 yıl Avanos ve Kayseri’de kaldım. Oranın en büyük matbaasında Art Direktörlük yaptım. Anadolu kaplanlarını tanıdım. 1999 yılında oğlumun velayeti bana verilince 2000 yılında İstanbul’a döndüm. 7 yaşında bir oğlum ve başka kimsem yoktu. Bu arada Macintosh’a takla attırmaya başladım. Yine çeşitli ajanslarda ve matbaalarda çalışmaya,hayata sıfırdan başlayan orta yaşını geçkin bir grafiker olarak paralar kazanmaya,, oğluma yabancı bakıcılar tutmaya başladım. 2005 yılında Topkapı 2.Matbaacılardaki bir matbaadan oranın tarihinde görülmeyen 3500 lira maaş ile ayrıldım. Bazen ona yakın parayı da serbest çalışmadan alıyordum. Bir iki ajansta daha düşük maaşlarla süründükten sonra oradan aldığım maaşı bir tasarımda alırım diyerek  2007 yılından beri free-lance olarak home-office tarzında çalışıyorum. Oğlum da büyüdü. Baba oğul, usta-kalfa (çıraklığı geçti artık)   hayata tutunmaya ve mesleğimizi meslek ahlakından taviz vermeden icra etmeye çalışıyoruz. 2008 yılında çeşitli üniversitelerde yarı zamanlı (part-time) grafik hocası olarak ders verdim. Şİmdi ise ALES sınavını 59 yaşımda kazanarak BEYKENT Üniversitesinin Basın Yayın bölümüne resmi kadrolu olarak öğretim görevlisi oldum.Bu arada AREL Üniversitesinde Grafik Bölümünde Yüksek Lisansa başladım. Beykent’te hoca oluncaya kadar meslek hayatımda yüzlerce öğrenci veya çırak yetiştirdim. Bunun manevi huzurunu yaşıyorum.  Ayrıca 2008 yılından beri kurmaya çalıştığım ve sonunda değeli kurucu arkadaşlarımın da desteği ile; 2012 yılında kurmuş olduğum Tüm Grafikerler Dayanışma Derneğinin başkanı olarak 45 yıla ulaşan meslek hayatımdaki tecrübelerimi, çektiğim sıkıntıları gençler çekmesin diye “dayanışma” kelimesinin sihirli ve yüce anlamı altında meslektaşlarıma aktarıyorum.
grafikerler-dayanisma
BK: Tüm Grafikerler Derneği (TGDD) Başkanısınız derneğinizin amacı nedir?Üyelerinize ve üye olmayı düşünen arkadaşlarımız neden üye olmalı bu derneğe
FÇ: Derneğin Adı ve Merkezi
Madde 1- Derneğin Adı: “Tüm Grafikerler Dayanışma Derneği” dir.
Derneğin merkezi İstanbul’dur.
Derneğin Amacı ve Bu Amacı Gerçekleştirmek İçin Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri İle Faaliyet Alanı
Madde 2-Dernek,
1. Grafikerlik mesleğinin 1- İlgili öğretim kurumlarına, 2- Resmi kurumlara, 3- Mesleğin icra edildiği resmi, yarı resmi ve özel kurumlara, 4- Tüm Grafikerlere, 5- Kamuoyuna tanıtımının yapılması,
2. Grafikerlik mesleğinin ilkelerinin ve prensiplerinin belirlenmesi, meslek sınırlarının çizilmesi, kapsamlı bir meslek tanımının ve meslek etiğinin (ahlakının) oluşturulması,
3. Grafikerlik mesleğinin sürdürülebilirliği bakımından tasarımcılık, buluşçuluk ve işçilik değerinin, bir başka deyişle sanat, zenaat ve emek değerinin belirlenmesi,
4. Grafikerin çalışma zeminin, zamanının ve koşullarının belirlenmesi, çalışma standartlarının oluşturulması ve bunların uygulamasının denetlenebilirliğinin sağlanması
5. Grafikerin mesleki konumlarının, uzmanlık alanlarının ve seviyelerinin belirlenerek belgelenmesi,
6. Grafikerlik ücretlerinin belirlenmesinde aktif ve etkin tedbirlerin alınması,
7. Grafikerlerin ihtiyaç duydukları mesleklerini geliştirici teorik, pratik ve akademik meslek içi eğitimin sağlanması,
8. Grafiker ve piyasa arasındaki ilişkilerde karşılıklı eğitiminin artırılarak grafikerlik hizmeti alanla bu hizmeti verenin ulusal toplam kalitesinin yükseltilmesi, ulusal ve uluslar arası düzeyde daha nitelikli grafikerlik hizmetine ulaşılması,
9. Grafikerlerin her türlü sorunlarına çözüm üretecek şartların oluşturulması ve bunun için her türlü dayanışmanın geliştirilmesi amacı ile kurulmuştur.
Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri
1. Faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi için araştırmalar yapmak/yaptırmak,
2. Kurs, seminer, konferans ve panel gibi eğitim çalışmaları düzenlemek,
3. Amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olan her türlü bilgi, belge, doküman ve yayınları temin etmek, dokümantasyon merkezi oluşturmak, çalışmalarını duyurmak için amaçları doğrultusunda sanal ve/veya reel gazete, dergi, kitap gibi yayınlar ile üyelerine dağıtmak üzere çalışma ve bilgilendirme bültenleri çıkarmak,
4. Amacın gerçekleştirilmesi için  sağlıklı bir çalışma ortamını sağlamak, her türlü teknik araç ve gereci, demirbaş ve kırtasiye malzemelerini temin etmek,
5. Gerekli izinler alınmak şartıyla yardım toplama faaliyetlerinde bulunmak ve yurt içinden ve yurt dışından bağış kabul etmek,
6. Tüzük amaçlarının gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyduğu gelirleri temin etmek amacıyla iktisadi, ticari ve sanayi işletmeler  kurmak ve işletmek, kurulu işletmelere ortak olmak,
7. Üyelerinin yararlanmaları ve boş zamanlarını değerlendirebilmeleri için lokal açmak, sosyal ve kültürel tesisler kurmak ve bunları tefriş etmek,
8. Üyeleri arasında beşeri münasebetlerin geliştirilmesi ve devam ettirilmesi için  yemekli toplantılar, konser, balo, tiyatro, sergi, spor, gezi ve eğlenceli etkinlikler vb. düzenlemek veya üyelerinin bu tür etkinliklerden yararlanmalarını sağlamak,
9. Dernek faaliyetleri için ihtiyaç duyulan taşınır, taşınmaz mal satın almak, satmak, kiralamak, kiraya vermek ve taşınmazlar üzerinde ayni hak tesis etmek,
10. Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi durumunda vakıf kurmak, federasyon kurmak veya  kurulu bir federasyona katılmak, Gerekli izin alınarak derneklerin izinle kurabileceği tesisleri kurmak,
11. Uluslararası faaliyette bulunmak, yurt dışındaki dernek veya kuruluşlara üye olmak ve bu kuruluşlarla proje bazında  ortak  çalışmalar yapmak veya yardımlaşmak,
12. Derneğin amacını gerçekleştirmek üzere, benzer amaçlı derneklerden, işçi ve işveren sendikalarından ve meslekî kuruluşlardan maddî yardım almak ve adı geçen kurumlara maddî yardımda bulunmak,
13. Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi halinde, 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütmek,
14. Dernek üyelerinin yiyecek, giyecek gibi zaruri ihtiyaç maddelerini ve diğer mal ve hizmetlerle kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sandık kurmak,
15. Gerekli görülen yerlerde şube ve temsilcilikler açmak,
16. Derneğin amacı ile ilgisi bulunan ve kanunlarla yasaklanmayan alanlarda, diğer derneklerle veya vakıf, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek için plâtformlar oluşturmak,
Bu amaçları okuyup beğenip bize inanan herkes derneğe üye olabilir.
Derneğimiz herhangi bir kurumun veya kişinin sponsorluğu ya da himayesi altında değildir. Derneğimizin üyelerine eksiksiz hizmet verebilmesi için üyelerin önce dayanışma bilinciyle derneğe olan yükümlülüklerini yerine getirmeleri şarttır.
Derneğimiz hayır kurumu değildir, üye sayısı arttıkça ve üyeler aidatlarını düzenli olarak ödedikçe derneğimiz güçlenecek ve aidatlarını aksatmadan ödeyen üyelerimize hedeflenen avantajları sağlayacaktır.
TGDD üyeliği; üye olan grafikerlere birlik, beraberlik, destek ve dayanışma olarak geri dönecektir. Unutulmasın ki “tek tek çubuklar çabuk kırılır. Birlikten KUVVET doğar”.
Dernek önce hizmet etsin sonra üye oluruz gibi yaklaşımlar, taşın altına elini başkası soksun, yılan varsa önce onun elini soksun, faydalı bir şey varsa taşı başkaları kaldırsın, ben sonra taşın altındakini alırım kurnazlığıdır. Dernek üyeliği önce malı görelim şeklinde bir ticari yaklaşım değildir.
Dernek üyeliği korkulacak bir şey değildir. TGDD meslek örgütüdür, terör örgütü değildir. Derneklerde dernek yöneticileri haksız kazanç sağlayamazlar. Dernekler üye aidatları ve bağışları ile yaşarlar. Buradan elde ettikleri gelirlerle faaliyet yaparlar.
Derneğimiz, üyelerimizin menfaat ortaklığıdır. Hiç kimsenin malı değildir. Bu dernek tüm grafikerlerindir. Derneğinize sahip çıkmazsanız dernekten hizmet beklemeye hakkınız olmaz. Dernek üyesi olmayanların dernekten hizmet, destek veya yardım beklemeleri gerçekçi ve mantıklı değildir.
Derneğin mantığını hâlâ kavrayamayanlar için söylüyorum: Derneğimizi Kalkınma kooperatifi, Yardımlaşma Sandığı veya Sigortacılık gibi görürseniz Dernek mantığını daha iyi kavrayacaksınız. Böylece tek taraflı düşünmekten uzaklaşıp birlikte davranırsanız kazandığınızı göreceksiniz.
Kalkınma kooperatifi, Yardımlaşma Sandığı veya Sigortacılık gibi kurumlar birlikten kuvvet doğar esasına göre, bireyin tek başına yapmasının mümkün olmadığı işleri İMECE yoluyla ve GÜÇBİRLİĞİ sayesinde yapmayı hedefleyen kurumlardır.
Meslek Dernekleri de aynı şeyi meslektaşları için hedeflemektedir.
TGDD; tek taraflı çıkar ve sömürü için değil, karşılıklı çıkar ve menfaatlerin korunması ve mesleki dayanışma ile grafikerlerin birbirine destek düşüncesine dayanarak kurulmuştur. Bu nedenle önce Meslektaşlarımızın; TÜZÜK ve MANİFESTO butonlarımızı okumalarını önemle tavsiye ediyoruz. Nicelik olarak üye sayımız önemli olduğu kadar; üyelerimizin bilinçli ve bilgili olmaları gibi nitelik özellikleri de dayanışmamız ve iş bölümümüz için çok önemlidir. O yüzden Dernek Yönetim Kurulumuzda üniversite hocaları özellikle yer almaktadır. Ayrıca üyelerimizin önemli bölümü de Grafik emekçileridir.
BK: Eğitim verdiğiniz bir kurum varmı? Sizden ders almak isteyen arkadaşlarımız ne yapmalı?
FÇ: 2008-2011 arasında Kadir Has ve Kavram Üniversitelerinin Meslek Yüksek Okullarında ders saati ücretli (DSÜ) hoca olarak ders verdikten sonra YÖK kadrolu hoca istiyor, ALES sınavını kazanmış hoca istiyor gerekçesi ile işime son verildi. ALES sınavını vermiş fakat tecrübesiz tasarımcı gençler, benim gibi yaşlı ve tecrübeli hocaların yerine tercih ediliyordu. O nedenle 59 yaşımda ALES (Akademik Lisansüstü Eğitim Sınavı) sınavına girerek yeterli puanı alarak 3 okulun yazılı olarak yaptığı bilim sınavına da girerek, okullardan birini kazandım ve gerçekten çok adil bir sınav olduğuna inanıyorum. Birçok okulda sınav öncesinde kazanacak hoca önceden belli olduğu halde BEYKENT’te böyle yapılmadı. Üniversitelerin ÇOĞUNDA hoca alımında sanatçılık ve tecrübe değeri ön planda tutulmuyor, kimya fakültesine hoca alınır gibi akademik kariyer ön planda tutuluyor. Picasso gelse profesör değil diye ders verdirmezler. ALES sınavını geçmiş, yüksek lisans ve doktora yapmış daha genç hocaları tercih ediyor. Mesela coğrafyada lisans okumuş, grafikte yüksek lisans yapmış bir genç hoca adayı, grafikte lisans yapmış, 10 yıl piyasa tecrübeli fakat yüksek lisans yapmamış bir hocaya tercih ediliyor. Bir başka deyişle Güzel Sanatlar Fakültelerinde Grafik Bölümlerinde; Lisansını grafikte yapmamış Resim, Heykel, Seramik ve Tekstil bölümü mezunu hatta ekonomi, işletme, maliye, tarih, coğrafya, Psikoloji bölümü mezunu kişiler Grafik Tasarım hocası olarak rahatlıkla ders verebilmektedir. Böyle olunca da eğitim kalitesi de düşüyor. Şu anda okullar açık olmadığı için benden ders almak isteyen öğrenci de yok. Okul dışında son 5 yıldır benden ders almak isteyen alaylı veya mektepli grafikerler yok. Alaylılar iyi tasarım nasıl yapılır konusuyla değil, program nasıl iyi kullanılır konusuyla ilgilendikleri için, programı iyi kullanan iyi tasarım yapar sanıyorlar. Mektepliler için ise tasarım yapmak değil, diplomayı almak önemli. Zaten çoğu grafik bölümüne sınavsız giriyor ve hiçbir şey olamadım bari grafiker olayım diye geliyor. Şimdi diyeceksin ki, bunları sadece sen söylüyorsun.75 yaşında duayen grafik hocası Prof. Halis BİÇER Hocam da aynısını söylüyor. Nasıl sen benimle bu söyleşiyi yaptınsa ben de onunla bir söyleşi yaptım. Okursan ve belki burada yayınlarsan göreceksin ki, biri 60 yaşında yani ben, diğeri 75 yaşında yani Halis Hocam, her iki hocanın da dedikleri örtüşüyor ve her iki hoca da şimdiki grafik eğitiminden memnun değil. Ama yüzlerce-binlerce grafik hocasından sadece bir kaçı bunu dile getiriyor. Üzücü olan budur.
BK: Niçin çok az hoca bunu dile getiriyor, niçin hocaların geneli bu sorunu dile getirmiyor?
 
FÇ: Çünkü onların çoğunun değişim diye, eğitimde ilerleme diye dertleri yok. Onlar ilerleme diye yardımcı doçent iken doçent, doçent iken profesör olmayı yani kişisel değişim ve ilerlemeyi anlıyorlar. Risk almak istemiyorlar.
BK: Sizden ders almak isteyen arkadaşlarımız ne yapmalı?
FÇ: Öğrencilerin çoğu grafiker olmak için değil, grafik bölümünden diploma almak için üniversiteye gidiyor. Diploma alanların büyük bir bölümü de grafiker olmayan hocalar tarafından mezun ediliyorlar.Bir kısım mektepli mezunlar ve alaylı grafikerlerin çoğu da dershanelere giderek grafik eğitimi adı altında tasarım eğitiminin yerine, program eğitimi alıyorlar. Esaslı bir grafik eğitimi almak isteyenler, alacağı parayı önemsemeden iyi bir usta grafikerin yanına çırak olarak girmeli. Benim yukarıdaki hayat hikayemden ders almalı, örnek almalı, ibret almalı. Gençlerin benden alacağı en önemli ders budur.
BK: Grafik tasarım için eğitim şart mı?
FÇ: Alaylı da olsanız, mektepli de olsanız; kesinlikle çok iyi bir ustanın yanında 6 ay çıraklık, 2 yıl kalfalık dönemi geçirdikten sonra ancak usta ile kafa arasında bir yerde olursunuz. Benim tüm yazılarımı okuyanlar bunu böyle dediğimi bilir. Okumayan kişilerden ise haftada en az 1-2 adet böyle sorular veya mailler geliyor. Onlara da; “her şeye rağmen hâlâ en garantili öğrenme yolu, usta çırak ilişkisi ve geleneksel lonca sistemidir” diyorum.
Okul teori veriyor, tasarımcı nosyonu ve tasarım kültürü, zevki veriyor, okul bitiren 3 yılda usta tasarımcı oluyorsa (bir ustanın rehberliğinde, bir ustaya çıraklık yaparak), okul bitirmeyen, tasarımcı formasyonuna sahip olabilmişse 7-8 yılda usta oluyor, ama bazen kişinin yeteneğine veya azmine göre bu tersi de olabiliyor.
İstisnalar her zaman vardır.4 yıllık grafik okulu bitirenden bazen hiç tasarımcı çıkmıyor.
İyi bir usta, tasarımcı olacak kişiyi bir iki deneme ile hemen anlar ve yanına alır veya almaz. Bu nedenle bir ön eleme şarttır ama bu günkü güzel sanatlara hazırlık veya genel yetenek sınavları gibi değil. O sınavlar grafiker sınavı değil, ressamlık sınavlarıdır.
Yazılarımı okuyanlar bilir; turizm sektöründe 4 yıl fakülte okuyan da grafiker olursa alaylıdır, ilkokul bitirip grafiker olursa da alaylıdır, tekstil veya seramik bitirse bile güzel sanatlar bitirdi diye hiç bir farkı yoktur yine grafik için alaylıdır.
Hatta en büyük yanılgı; resim bölümü bitirenlerden iyi grafiker çıkar denilmektedir, büyük yanılgıdır. Grafiker; tipo-grafik ve foto-grafik bilmeli, graf denilen baskı’yı bilmelidir. Kumaş baskı ile ofset baskı farklıdır.
O nedenle grafiker, özel grafiker gözüne ve beynine sahip olabildiği an grafiker eline de sahip olmuş olur.O nedenle tasarımı program yapmaz.
İster mektepli ol ister alaylı, ister gümüşlü ol ister kalaylı; bana ustanı (hocanı) söyle, sana senin ne olduğunu söyleyeyim! Prof. Halis BİÇER Hocam da ; “iyi grafik hocası iyi bir USTADIR”, diyor. Demek ki Grafik dalında HOCA= USTA olmalıdır.
Yaygın görüşe göre REKLAM KÜLTÜRÜ OLMAYAN, RENK BİLGİSİ veya PERSPEKTİF bilmeyen biri bile eğer YETENEKLİYSE, grafik programları KULLANABİLİYORSA okula gerek olmadan sorarak, deneyerek yanılarak, yaparak bozarak grafik TASARIMI kendi kendine öğrenerek; GRAFİK TASARIMCI OLABİLİR !
BU TÜMÜYLE GERÇEK DIŞI, BİLİMSEL OLMAYAN ve milleti KANDIRMAYA YÖNELİK ART NİYETLİ bir İDDİADIR.
Kendi KUSURLARINI, EKSİKLERİNİ kamufle etme AMAÇLIDIR.
Ben her ne kadar Türkiye’de birkaç okul dışındaki bir çok güzel sanatlar grafik bölümlerinin grafik eğitimlerini beğenmesem de yine de okulların önemli bir teorik eğitim verdiğini düşünüyorum.
Grafik tasarım bölümlerinde fotoğrafçılık dersi vardır, desen, çizim, teknik resim, genel illüstrasyon, çocuk kitabı illüstrasyonu dersleri vardır, yabancı dil dersi vardır… Tipografi ve Kaligrafi (HATTATLIK-Güzel Yazı, Hüsn-ü Hat) dersleri vardır, Türk Dili, Sanat
Tarihi, Uygarlık Tarihi, Atatürk İnkilapları Tarihi (TÜRK DEVRİM TARİHİ), geleneksel baskı sanatları, el pedalı, tipografi, Sanat yorumu ve Kritiği (eleştirisi) gibi dersler vardır.
Reklamcılık Bilgileri ve Tarihi de anlatılır.
Kısaca önceden VAROLAN yeteneğini geliştirmek isteyen genç burada her türlü kitaba, bilgiye, kültüre ulaşır…
Bunların hepsi her okulda verilmeyebilir ama bir kısmı verilse bile öğrenci TASARIM ve SANAT KÜLTÜRÜ alır. Gözünü ve beynini eğitir. Buna FORMASYON (ŞEKİLLENME) denir. TASARIMCI Formasyonu önemlidir.
Eğer öğrenci; grafik üretim tekniklerine uygun bilgisayar programlarını da sıkı bir şekilde öğrenirse, ( ki bunu her grafik fakültesi veremiyor, sıkıntı buradadır) her yıl yaz tatillerinde 2 ay staj yapıp, okul döneminde de ayda 1 hafta staja yollanırsa, hem matbaalar tahsilli adamın ne olduğunu görür, hem kültürlü grafiker piyasanın ne olduğunu görür.
İşte bunlar yapılmadığı zaman;, grafik işçileri kendilerini grafik tasarımcı diye görür, “ben yetenekliysem kültür ve eğitim gereksizdir” der.
Bu durumda suç onların değildir, ONLAR ne YAZIK Kİ kendilerini koruma refleksi içinde BU NEFS-İ MÜDAAFAYI yapacaklardır. Onlar aç kalmamak için 3aylık kurs görüp Grafikerlik mesleği sahibi olmak istedikleri için buna kendilerini inandırıyorlar.
Kendi inandıkları bu YANLIŞI, MİLLETE DE İNANDIRMAK İÇİN ÇABA GÖSTERECEKLERDİR.
Ama asıl SUÇLU, onlara bu fırsatı veren ve EĞİTİMDE TEORİ-PRATİK BİRLİĞİNİN kurulmasını istemeyen suyun başındaki suyu bulandıranlardır.
BK: Takip ettiğiniz bir Grafik Tasarımcı var mı peki?
FÇ: Eskiden kitap kapağı konusunda Erkal Yavi, logo konusunda Sait Maden’e bayılırdım. Benim idolümdü onlar, hayranlarıydım. Şimdi o kalitede grafik tasarımcılar göremiyorum. Belki vardır, ben tanımıyorum.Geçen hafta değerli meslektaşım Ali Tekin Çam’ın düzenlediği Kenan Temizan ve Emin Barın adlı eskilerin büyük grafik tasarımcılarının sergisine gittim. Kenan Temizan’ın 1930 lardaki çizdiği desenleri ve dergi kapaklarını gördüm hayran kaldım. Emin Barın’ın harika tipografilerini çok beğendim. Şimdi Turkey logosunu dışarıya yaptııyoruz
Devletin ve Belediyelerin düzenlediği bütün logo yarışmalarında derece alan logolar çalıntı veya taklit çıkıyor… Kimi takip edeyim? Taklit logo yapanları, onları seçen juri üyelerini mi?
istanbul-metroBK: Bu meslekte olan kişiler sizi genelde Metro Logo ‘sunun tasarımcısı olarak bilir. Metro logosunu tasarlarken nereden geldi bu fikir? Var mıdır bir hikâyesi?
FÇ: 1990 veya 91 yılıydı. Forum Ajans adındaki bir ajansta çalışıyordum. O zamanki İstanbul Belediyesi Başkanı Nurettin Sözen Metro’nun temellerini attı ve logo yarışması düzenledi. 4-5 reklam ajansı katıldı. Ben de çalıştığım ajans adına katıldım. Rahmetli patronum şimdiki kullanılan logoyu görünce, bu ödül almaz başka yap demişti, başka da yaptım. Yanımda Meral Demir adlı bir yardımcı grafikerim de vardı. Sonuçlar açıklandı, bizim logolar ilk üç dereceyi almıştı. Ajansa yüksek bir ödeme yaptılar. Hatta ajans patronunun oğlu, belediyeden gelen bir telefona verdiği cevapta, Faruk bey ödül tutarlarını ajansımıza bağışladı, ajansımıza karanlık oda alacağız o parayla dedi. Böylece o logolardan bana bir kuruş para verilmedi, jest olsun diye prim veya ikramiye de verilmedi. Geçenlerde internette ünlü reklamcıların hayatını konu edinen ve ünlü reklamlarından örneklerin verildiği “Logoyu Büyütenler” adında bir video gösterime girdi ve benim saf grafiker kardeşlerim o filmi çok beğendiler ve beğendim deyip işaretlediler. Oysa logoyu büyütenler, logoyu böyle büyütüyorlar, grafikerler küçülürken onların cepleri büyüyor, saf kardeşlerim de beğeniyor. Forum Ajansa dönersek, 2-3 ay daha çalıştım, maaşıma zam istedim, istediğim oranda zam yapılmadı, bu; çek git anlamına geliyordu, çekip gittim. Çok üzgündüm. Buruktum, kırgındım.
Bir kaç yıl sonra şimdi rahmetli o günkü  yaşlı patronumu gördüm; bana; sen akşam saat altıda işini bitirip giderdin ve gece çalışmazdın sana çok kızardım, senden sonra bir çok art direktör çalıştı, hepsi geceler boyu çalıştı yine de işi bitiremiyorlardı, senin değerini o zaman anladım, dedi.  Sonra rahmetli oldu. Oğlu ve yeğeni de ajansı yürütemediler, ajans da battı gitti. Şimdi İstanbul Belediyesine sorun; Metro logosunu kim yaptı deyin, biz belediyeye geldiğimizde vardı diyorlar… Sanki gökten zembille gelmiş, anasız babasız çocuk gibi, kimden olduğu belli değil diyorlar. Bir sanatçının ürettiği eser üzerindeki, bırakın mali hakkını, manevi hakkını, sanatçının ismini belirtme hakkını bile çok görüyorlar. Şükür ki, o yıllarda bazı grafik kitaplarında o logonun benim eserim olduğuna dair belgeler yayınlandı ve bazı tanıklar var. Kimse de çıkıp bu logoyu kendisinin yaptığını iddia edecek kadar yüzsüz değil. Fakat belediye, dünyanın en güzel metro logosunun sahibinin belli olmadığını söyleyebiliyor. Sanata değer veren bir belediye olsa, yıllar sona bana bir çiçek veya plaket vererek gönlümü alabilir. Ama bunu ancak gönlü yüce insanlar yapabilir.
BK: Grafik tasarım Türkiye’de birçok yerde oldukça ucuz fiyata yaptırılıyor veya maaş veriliyor buna karşılık söylemek istediğiniz birşeyler var mı?
FÇ: Buraya kadar anlattıklarımdan Türkiye’de grafik Tasarımın ve Tasarımcının ne durumda olduğu yeterince anlaşılmıştır. Yukarıda bir sorunuzdaki cevabımda; ” Ama asıl SUÇLU, onlara bu fırsatı veren ve EĞİTİMDE TEORİ-PRATİK BİRLİĞİNİN kurulmasını istemeyen suyun başındaki suyu bulandıranlardır” demiştim. Bunların başında oy alma çabasında olan Belediyeler gelmektedir. Meslek edindirme kursları adı altında 3 ayda grafikerlik mesleğini öğrettiklerinin iddia etmektedirler. Sonra Dershaneler gelmektedir. Tasarım öğretmeden program öğretme, buna grafik tasarım eğitimi demektedirler… Bunlar tasarımcıların HAYRINA çalışmıyor, grafikerlerin CAHİL kalmasını ve EMİR ERİ olmasını istiyorlar. Kurnaz patronlara ucuz ve uysal emek yetiştiriyorlar. Aileler de çocukları az para alsın ama bir meslek sahibi olsun diye bakıyorlar. Tam bir sefalet politikasıdır. Buna bir çok üniversitenin, bir çok değerli grafik öğretmeni seyirci kalmaktadır. Bunların da büyük bir bölümü akademik kariyer ve yükselme peşindedirler ve okullarıyla sürtüşmeye girmekten ve işsiz kalmaktan korkmakta; öğrencilerinin mezuniyet sonrası neler çektiği ile ilgilenmemekte, çoğu piyasanın zor şartlarından kaçıp kurtularak çareyi okullarda hoca olmakta bulmuş, piyasada iş tecrübesi olmayan kişilerdir. Bunlar ezilen grafikerleri koruyamaz, hatta daha da ezilmelerine göz yumar.
Grafikerlerin hakkını koruyacak, ücretlerini belirleyecek kurumlara ihtiyaç vardır.Bunu üniversiteler yapmamaktadır. Bazı dernekler serbest çalışan grafikerlerin tasarım ücretlerini yayınlamakta, bu fiyat listesini de yüzlerce liraya satmaktadır. Ne yazık ki, yüksek fiyat tarifeleri yayınlamak, meslektaşların haklarını korumak anlamına gelmemektedir, aksine zararlı olabilmektedir… Asıl olan tahsil edebileceğiniz fiyatlarla iş yapabilmektir. En düşük dediğiniz taban fiyatın gerçekten düşük olmasıdır. Grafikerler Meslek Odası
Kurulmalıdır. Ama bunun için 5.000 grafikerin bu odaya kayıtlı olması ve Grafikerlik mesleğine yakışmayacak kadar düşük ücret e çalışanların veya çok kötü tasarım yapanların bu odadan ihraç edilmeleri gerekir. Kötü avukat veya görevini kusurlu yapan, yahut ihmal eden avukat, müvekkiline zarar veren avukat baroya şikayet edildiğinde yaptırımı ve cezası vardır, gerekirse avukatlıktan men edilebilmektedir. Eskiden bozuk pabuç yapan ayakkabıcının pabucu dükkanının damına atılırmış. Pabucu dama atılan bir de üstüne falaka yer, bir de dükkanı kapatılırmış. Şimdi hangi berbat yahut taklit grafik tasarım yapan grafiker ceza görüyor? Bu tür başarısız grafikeri, hangi meslek örgütüne şikayet edeceksiniz? Demek ki, her durumda DEVLET lazımdır. Bunun için önce Meslek Örgütü lazımdır. Bunun için de DERNEK, yani; TGDD lazımdır. Devlet (yani mahkemeler) TGDD’ye ücret tespiti konusunda FİKİR DANIŞMAKTADIR. TGDD üzerine düşen görevi yapmakta, İş Mahkemelerine gönderdiği RESMİ YORUMLARINDA bir çok grafikerin hak ettiği ücreti almasını sağlamaktadır.
BK: Türkiye’de grafik tasarım ne zaman önemsenmeye başlanacak
FÇ: Grafik Tasarım; kültürü yüksek, zevk sahibi, sanata, bilime, düşünceye, fikre ve yaratıcılığa değer veren toplumlarda gerçek değerini bulur. Logonun kilosu kaça diye sorulan bir toplumda, grafikerin fikrini metre ile ölçen bir toplumda, tasarımı bilgisayarın yaptığı sanılan bir toplumda grafik tasarım önemsenmez. İyi grafik tasarım; iyi reklam demektir. İyi reklam; ticaret adamı, sanayici için iyi prestij ve iyi satış demektir. O halde iyi grafiker, iyi marka yaratır. İyi kurumsal kimlik oluşturur ve bu da firmanın kazancını oluşturur. Bunu göremeyen, idrak edemeyen ticaret adamı kötü grafikere ve kötü tasarıma az para ödeyerek sadece kendini tatmin eder ve boşuna israf eder. Üniversitelerin grafik bölümleri bu konularda ticaret dünyasını aydınlatmalıdır, aydınlatması için önce kendisinin aydınlık ve ışık kaynağı olması lazımdır. Halojen lambaların 500 metreyi aydınlattığı çağımızda tungusten telli 20 watlık klasik ampullerin verdiği ışık ancak kendi dar alanlarını aydınlatır. Üstelik sarfiyatları da fazladır.
BK: İleriki yıllarda gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz var mı?
FÇ: Kısmetse AGA projem var…
Grafikerlik Eğitimi almak isteyen kişiler her hafta bana  internetten şöyle sorular soruyor;
1–Faruk bey; Bu tasarım konusunda kendimi geliştirebilmem için daha doğrusu önce işin eğitimini almam için bana uygulamamı önerebiliceğiniz şeyler varmı.çünkü bu mesleği çocukluğumdan beri yapmak istemişimdir ama hem maddi hemde manevi olarak bi türlü hazır olamadım.daha fazla geri plana atmadan bana yardımcı olabiirmisiniz ?
2–İyi günler; Benim arkadaşım su anda liseyi açık öğretimden okuyor ve yeni başladı isteği grafiker olmak yeteneği de bulunmaktadır .Şİmdi açık öğretimden grafiker olabilir mi 2 Temmuza kadar bölümünü seçmesi gerekiyor da.Bilgilendirirseniz beni çok sevinirim.
3-ben henüz 15 yaşındayım photoshop art work gibi programlar kullanıyorum… ve grafiker olmak istiyorum size ne yapmalıyım?
4-Merhabalar…Faruk Bey öncelikle yazınız için teşekkür ederim,ben düz lise mezunu bir gencim,grafik tasarım konusunda herhangi bir bilgi sahibi değilim.Gerek merak gerek zamanı dolu bişeylerle geçirmek için bu işi yapmaya karar verdim ve grafik tasarım kursuna başlayacaktım.Önce netten biraz araştırayım dedim,nihayetinde bu siteyi buldum ve üye oldum.Yazınızı okuduktan sonra kursa gidip gitmeme konusunda tereddüte düştüm, gerçekten gerek grafikerliği gerekse piyasayı çok güzel tarif etmişsiniz.Peki ben şimdi ne yapmalıyım,nerden başlamalıyım,yoksa bu işten vaz mı geçmeliyim? bişeyler derseniz çok sevinirim…
Benim genellikle verdiği cevap şu;
Türkiye’de sorunuzun cevabı olabilecek YGS ve LYS sınavsız öğrenci kabul eden, YÖK’ten bağımsız eğitim verebilecek Üniversite ve yüksek okullar yoktur ve yasaktır. Üniversite ve yüksek okulda grafik eğitimi şansını elde edemeyenler için sadece PROGRAM ve YAZILIM EĞİTİMİ VERMEYİP, GRAFİK TASARIM EĞİTİMİ DE VEREBİLECEK DERSHANELER
ACİLEN AÇILMALIDIR. Bu konuda hazır PROJEM vardır. Program bilip de TASARIM BİLMEYEN BİNLERCE GRAFİKER ADAYININ BU EĞİTİM KURUMUNA İHTİYACI VARDIR.
Ben; Alternatif Grafik Akademisi’ni (AGA’yı) öneriyorum! Ama AGA bir türlü açılmıyor, hem zaman kaybediyor, hem öğrenci kaybediyor.
4 yıllık Güzel Sanatlar Fakültelerinin Grafik Bölümlerinde; bir kitap kapağı tasarımı 4 ay gibi uzun bir sürede yapılıyor. Bu okulların çoğu TASARIM öğrettiklerini iddia ederlerken YAZILIM öğretmiyorlar. Piyasaya YAZILIM bilmeyen TASARIMCI mezun ediyorlar.
Bu okullarda her şey TEORİK, ne yazık ki  PRATİK yok!
2 yıllık Meslek Yüksek Okullarının Grafik Tasarım eğitimi ise daha vahim!
4 yılda başarılmayanı 2 yılda hiç başaramıyorlar. Yarım öğrenci mezun ediyorlar.
Dershaneler? Neredeyse bir özel üniversite kadar ücret talep eden dershaneler, Grafik TASARIM eğitimi verdiklerini söyleyerek, sadece YAZILIM eğitimi veriyorlar. Grafik TASARIMCISI değil, Grafik İŞÇİSİ yetiştiriyorlar. PRATİK eğitim vermek iddiasıyla TEORİK eğitimi ihmal ediyorlar…
İster 4 yıllık, ister 2 yıllık okul mezunu olsun, isterse dershane mezunu olsun, tüm bu eğitim kurumlarını bitiren mezunlar YARIM EĞİTİM ALIYORLAR.
Yarım eğitim alanlar da PİYASADA YARIM, hatta ÇEYREK MAAŞA ÇALIŞIYORLAR.
Grafikerlik eğitimi bu değildir, bu OLAMAZ, bu OLMAMALIDIR!
Alternatif Grafik Eğitimi vardır ve bunun da adı; AGA (Alternatif Grafik Akademisi) ’dır. (AGA adı tescillidir)
Burada YARIM değil, TAM grafiker YETİŞİR! Bu okul TGDD öncülüğünde açılmalıdır.
BK: Son olarak grafik tasarımcılara ve adaylara vermek istediğiniz bir tavsiye var mıdır?
FÇ: Yaptığım tasarımlara baksınlar. Dünyadaki tüm iyi tasarımları incelesinler. Daha iyisini yapmaya çalışsınlar. Benim hayatımı okusunlar, ibret ve ders alsınlar. İnternetten adımı aratarak tüm makalelerime ulaşsınlar, onları okusunlar. Tweet yazısı kadar okuyup sonra sıkılmasınlar. Eğer beni onaylıyorlarsa, haklı buluyorlarsa TGDD’ye üye olsunlar. Tek çubuklar gibi kırılmasınlar, birlik olsunlar. Nasıl bir ülkede yaşadıklarının farkına varsınlar. Gerçekçi olsunlar. Aldanmasınlar ve aldatmasınlar. Dostunu düşmanını, faydayı zararı tanısınlar. Özellikle zulmü ve zalimi tanısınlar, hak ve adaleti arasınlar… Grafikerlikte uzmanlık alanlarına ayrılsınlar, her işi değil, tek işi yapsınlar ama en iyisini yapsınlar.
BK: Röportajımızı kabul ettiğiniz için çok teşekkürler 
FÇ: Ben teşekkür ederim, başarılar dilerim.
TGDD Üye olmak veya daha fazla bilgi için tıklayın.

İlk sen yorum yap!

Cevap ver